Monday, 23 February 2015

Büyük muamma: bebek arabası

İtiraf ediyorum: kendi arabamızı alırken bu kadar düşünmemiştik :)

                                                                   Inglesina Classica

Bu tarz bebek arabasını ilk defa, Call the Midwife dizisini izlerken farketmiştim. Call the Midwife, 1950 ve 1960'lar Londra'sında doğu yakasında geçen fakir bir kesimde yaşayan hamilelere yardımcı olan ebeleri anlatan bir BBC dizisi. "Ne kadar da şık!" demiştim ilk gördüğümde, şık olanlar hep eskilerde mi olmak zorunda diye düşünmüştüm sonra. "2000lerin modern dünyasında olup şık olunamaz mı diye" de sitem etmiştim kendi kendime.

Sonra bu İtalyan markası Inglesina Classica'yı Mothercare'ın vitrininde gördüm. Ama Türkiye şartlarında ve de Antalya sokaklarında kullanması pek de pratik olmayacağı için bu rüyadan vazgeçtim.

Hem küçük arabamızın küçük bagajına sığacak, hem minyon bir kadın olan ben: bebek pusetini bir elimde tutarken diğer elimle arabayı bir çırpıda kapatabileceğim kadar pratik ve hem de kolayca kaldırabileceğim kadar hafif olacak, hem de tekerleri sokaklarda rahat kullanabilecek kadar sağlam ve büyük olacak. Hepsini bir arada bulmak ve bir de üzerine istediğiniz rengi iyi kumaş kalitesiyle bulmak tahmin ettiğiniz üzere ne kadar zor. Arabamızın bagajı yeterince büyük olsaydı ve fiyatı da biraz ekonomik olsaydı eğer Stokke Xplory den yana olabilirdi seçimimiz.



Çok araştırdık, uğraştık ve tartıştık ama istediğimizi bulduk. Evet bebeğimizi henüz içine koyamadık, yani tam tecrübe etmedik ama denediğimiz kadarıyla tam olarak istediğimizi bulduk: Inglesina Trilogy. Evet çok ekonomik olmadı ama istediğimiz tüm özellikler mevcut.


Friday, 13 February 2015

Bebeksiz sonlar...

Bebeksiz yapılan son piknikler... (21. hafta)


Bebeksiz gidilen son düğünler... (16. hafta - Bahar ve Levent'in düğünü - İzmir)


Bebeksiz kutlanan son doğum günleri... (20. hafta)


Bebeksiz gidilen son barlar ve uzun süre daha gidilemeyecek olanlar... (21. hafta)





Bebeksiz yapılan son sahneler... (14. hafta)


Bebeksiz son yılbaşı kutlamaları... (27. hafta)




Bebeksiz son İstanbul seyahati... (27. hafta)











Adı ne olsun?


Bebeğinize isim seçmek ne kadar zor iş: tecrübe edenler bilir. Bazıları için daha hamile kalmadan kız ise ne isim olacağı, erkek ise ne isim bellidir, hatta bazıları için bu isimler daha evlenmeden belirlenmiştir. Bazıları gebelik sürecinde bir sabah uyanırlar ve isim o sabah içlerine doğmuştur. Kuzenim Derya bir sabah kızına "Mevsim" adını koymaya böyle karar verdi. Bir arkadaşım için isimler şimdiden belli: Ela ve Emre - henüz gebelikle bir alakası yok.

Bizim isim sürecimiz çok belirsiz ilerledi. Annem uzun süre telefonda "Abdülcabbar nasıl?" diye sordu. Kuzen Gamze biz ne isim koyarsak koyalım onu "Necdet" diye sevmeye başladı çoktan, sanırım doğunca da devam edecek; tıpkı eşime amcasının hala "Ahmet" diye hitab etmesi gibi. Kardeşim Sevgi "Turabi" demekten sıkılmadı. Eşim "İsme karar verdiniz mi?" sorularına her seferinde "Hamza" diye cevap verdi. Arkadaşlarımız Fatma ve Erkan Yardibiler "Cemşit" diye sesleniyorlar. Ablamın oğlunun adı Orhun Cem; eniştem "Orkun Can koyun, Orhun gibi zeki olsun." dedi :) Lütfen Abdülcabbarlar, Hamzalar, Necdetler, Turabiler ve Cemşitler alınmasınlar. Dalga geçmiyoruz tabi ki: işin latifesi bunlar. Her isim kıymetlidir.

Tabi biz de isim listemizi oldukça daralttık: Timuçin, Rutkay, Cihangir ve Mete. Sonra Timuçin'i ve Cihangir'i listeden çıkardık. Ve henüz karar vermiş değiliz ama Mete'ye doğru gidiyoruz.

Madem isimlerden bu kadar bahsettim; ebeveynler güzel ve anlamlı bir isim olması için bu kadar düşünürken neden bazı insanlar tanıştıkları insanların isimlerini doğru telaffuz etme ve yazma zahmetine girmiyorlar? Özellikle yabancılar. Biz onlara olabildiğince doğru şekilde Elizabeth, Jessica, Matthew, Adam, Caroline vs diye hitab ederken ve isimlerini doğru yazarken neden mesela eşime Fatih yerine "Faith" diye yazarlar yazışmalarda? Bir kaç saniye ayırıp doğruluğunu neden kontrol etmezler? Üniversitede bir yıl au-pair olarak kaldığım Londra'da bana nasıl hitab ettiklerinden hiç bahsetmeyeyim :) İsimler önemlidir. Bizi biz yapan ilk olgudurlar ve dikkat edilmeyi hakederler.

Thursday, 12 February 2015

Ne okumalı?




Bu kitaplar eşimin 2014 Nisan ayında doğum günümde aldığı hediyeler: çok manidar değil mi? Bu kitaplardan çok faydalandım. Hafta hafta, ay ay buradan takip ettim gebeliğimi. Aklıma takılan sorularımın büyük çoğunluğunun cevaplarını onlarda buldum. Hiç google araştırması yapıp aklımı karıştırmadım. Kadın doğum uzmanıma her gittiğimde sorduğum sorular çok azdı. Beslenmeden yapabileceğim egzersizlere, bebeğin her ay ne kadar gelişeceğinden hangi organlarının tamamlandığına kadar tüm bilgileri net şekilde okudum. Eğer gebeyseniz veya bebek planlıyorsanız bu kitaplardan edinebilirsiniz.  Mothercare'dan veya Chicco'dan bir tulum almak yerine gebe bir arkadaşınıza bu kitaplardan birini hediye etmek çok düşünceli bir hareket olabilir.

Semart'a teşekkürler...

 

Kendime ayırabileceğim çok vaktim olunca ben de acaba çizim yapabilir miyim diye düşündüm. Hayatım boyunca yaptığım çizimler lisede resim dersinde ne çizdiysem onlardan ibaretti. Arkadaşım Fatma Yardibi iki yıldan fazla süredir Semart'a gidiyor ve çok başarılı yağlı boya tabloları var şu anda. Derken ben de karakalem dersi almaya karar verdim. Güzel şeyler de yaptım sanki, yani ben beğendim. Hatta iki çizimim Aralık ayında Semart Resim sergisinde de sergilendi. Afferin bana :)







Teşekkürler Sema Erdoğan Mesci. Ama aklım color soft'ta kaldı, keşke biraz daha zamanım olsaydı, artık doğumdan sonra...



Yürüyüş yapmak

İlk üç ay bulantılardan ve sıcaktan nefes alamayınca yürüyüşe çok çıkamadım ve Antalya'da yaşamamıza rağmen çok fazla yüzemedim. Ama ben de mevsim de biraz daha normalleşince Ekimden sonra daha rahat yürüyüş yapabildim. Vaktim ve enerjim oldukça ve hava müsade ettikçe - burada yağmurlar çok çılgın yağar, ki burada okullar için yağmur tatili verilir İstanbul'da kar tatili verilirken - yürüyüşlerimi ihmal etmemeye çalıştım.





                                  Yürüyüş yapmak için Düden Park'a yakın olmak büyük şans...



Burası da sitemizin yanında Rauf Denktaş Caddesine  kadar giden mini park. Hamileliğim boyunca daha çok burada yürümeyi tercih ettim her 20 dakikada tuvalet molası verebilmek için :)

Gebe klasiği: yünler



Her ne kadar örebileceğiniz herşeyin hazırı mevcutsa da, belki gebeyken çok vaktimiz olduğundan - çalışmıyorsak- belki bir çift patiğin şirinliğinden tüm annelik hormonlarıyla aşırı derecede etkilenmemizden belki de annelerimizden öyle gördüğümüzden her anne adayı bebeğine birşeyler örmek ister; her ne kadar yünler 90lar modasına ait olsa da. Ben de annemle çıktığım çılgın bir yün alışverişinden üç sarı yünle eve geri döndüm şirin bir battaniye örmek için. Hatta yünler bitmesine rağmen battaniye bitmedi, ipin devamını da koca şehirde bulamayınca annem Edremit'te buldu ve kargo ile gönderdi:) Doğuma çok az kaldı ama battaniye tamamlanmış değil ama bitecek çok yakında...