İtiraf ediyorum: kendi arabamızı alırken bu kadar düşünmemiştik :)
Inglesina Classica
Bu tarz bebek arabasını ilk defa, Call the Midwife dizisini izlerken farketmiştim. Call the Midwife, 1950 ve 1960'lar Londra'sında doğu yakasında geçen fakir bir kesimde yaşayan hamilelere yardımcı olan ebeleri anlatan bir BBC dizisi. "Ne kadar da şık!" demiştim ilk gördüğümde, şık olanlar hep eskilerde mi olmak zorunda diye düşünmüştüm sonra. "2000lerin modern dünyasında olup şık olunamaz mı diye" de sitem etmiştim kendi kendime.
Sonra bu İtalyan markası Inglesina Classica'yı Mothercare'ın vitrininde gördüm. Ama Türkiye şartlarında ve de Antalya sokaklarında kullanması pek de pratik olmayacağı için bu rüyadan vazgeçtim.
Hem küçük arabamızın küçük bagajına sığacak, hem minyon bir kadın olan ben: bebek pusetini bir elimde tutarken diğer elimle arabayı bir çırpıda kapatabileceğim kadar pratik ve hem de kolayca kaldırabileceğim kadar hafif olacak, hem de tekerleri sokaklarda rahat kullanabilecek kadar sağlam ve büyük olacak. Hepsini bir arada bulmak ve bir de üzerine istediğiniz rengi iyi kumaş kalitesiyle bulmak tahmin ettiğiniz üzere ne kadar zor. Arabamızın bagajı yeterince büyük olsaydı ve fiyatı da biraz ekonomik olsaydı eğer Stokke Xplory den yana olabilirdi seçimimiz.
Çok araştırdık, uğraştık ve tartıştık ama istediğimizi bulduk. Evet bebeğimizi henüz içine koyamadık, yani tam tecrübe etmedik ama denediğimiz kadarıyla tam olarak istediğimizi bulduk: Inglesina Trilogy. Evet çok ekonomik olmadı ama istediğimiz tüm özellikler mevcut.
Monday, 23 February 2015
Friday, 13 February 2015
Bebeksiz sonlar...
Bebeksiz yapılan son piknikler... (21. hafta)
Bebeksiz gidilen son düğünler... (16. hafta - Bahar ve Levent'in düğünü - İzmir)
Bebeksiz kutlanan son doğum günleri... (20. hafta)
Bebeksiz gidilen son barlar ve uzun süre daha gidilemeyecek olanlar... (21. hafta)
Bebeksiz yapılan son sahneler... (14. hafta)
Bebeksiz son yılbaşı kutlamaları... (27. hafta)
Bebeksiz son İstanbul seyahati... (27. hafta)
Adı ne olsun?
Bebeğinize isim seçmek ne kadar zor iş: tecrübe edenler bilir. Bazıları için daha hamile kalmadan kız ise ne isim olacağı, erkek ise ne isim bellidir, hatta bazıları için bu isimler daha evlenmeden belirlenmiştir. Bazıları gebelik sürecinde bir sabah uyanırlar ve isim o sabah içlerine doğmuştur. Kuzenim Derya bir sabah kızına "Mevsim" adını koymaya böyle karar verdi. Bir arkadaşım için isimler şimdiden belli: Ela ve Emre - henüz gebelikle bir alakası yok.
Bizim isim sürecimiz çok belirsiz ilerledi. Annem uzun süre telefonda "Abdülcabbar nasıl?" diye sordu. Kuzen Gamze biz ne isim koyarsak koyalım onu "Necdet" diye sevmeye başladı çoktan, sanırım doğunca da devam edecek; tıpkı eşime amcasının hala "Ahmet" diye hitab etmesi gibi. Kardeşim Sevgi "Turabi" demekten sıkılmadı. Eşim "İsme karar verdiniz mi?" sorularına her seferinde "Hamza" diye cevap verdi. Arkadaşlarımız Fatma ve Erkan Yardibiler "Cemşit" diye sesleniyorlar. Ablamın oğlunun adı Orhun Cem; eniştem "Orkun Can koyun, Orhun gibi zeki olsun." dedi :) Lütfen Abdülcabbarlar, Hamzalar, Necdetler, Turabiler ve Cemşitler alınmasınlar. Dalga geçmiyoruz tabi ki: işin latifesi bunlar. Her isim kıymetlidir.
Tabi biz de isim listemizi oldukça daralttık: Timuçin, Rutkay, Cihangir ve Mete. Sonra Timuçin'i ve Cihangir'i listeden çıkardık. Ve henüz karar vermiş değiliz ama Mete'ye doğru gidiyoruz.
Madem isimlerden bu kadar bahsettim; ebeveynler güzel ve anlamlı bir isim olması için bu kadar düşünürken neden bazı insanlar tanıştıkları insanların isimlerini doğru telaffuz etme ve yazma zahmetine girmiyorlar? Özellikle yabancılar. Biz onlara olabildiğince doğru şekilde Elizabeth, Jessica, Matthew, Adam, Caroline vs diye hitab ederken ve isimlerini doğru yazarken neden mesela eşime Fatih yerine "Faith" diye yazarlar yazışmalarda? Bir kaç saniye ayırıp doğruluğunu neden kontrol etmezler? Üniversitede bir yıl au-pair olarak kaldığım Londra'da bana nasıl hitab ettiklerinden hiç bahsetmeyeyim :) İsimler önemlidir. Bizi biz yapan ilk olgudurlar ve dikkat edilmeyi hakederler.
Thursday, 12 February 2015
Ne okumalı?
Bu kitaplar eşimin 2014 Nisan ayında doğum günümde aldığı hediyeler: çok manidar değil mi? Bu kitaplardan çok faydalandım. Hafta hafta, ay ay buradan takip ettim gebeliğimi. Aklıma takılan sorularımın büyük çoğunluğunun cevaplarını onlarda buldum. Hiç google araştırması yapıp aklımı karıştırmadım. Kadın doğum uzmanıma her gittiğimde sorduğum sorular çok azdı. Beslenmeden yapabileceğim egzersizlere, bebeğin her ay ne kadar gelişeceğinden hangi organlarının tamamlandığına kadar tüm bilgileri net şekilde okudum. Eğer gebeyseniz veya bebek planlıyorsanız bu kitaplardan edinebilirsiniz. Mothercare'dan veya Chicco'dan bir tulum almak yerine gebe bir arkadaşınıza bu kitaplardan birini hediye etmek çok düşünceli bir hareket olabilir.
Semart'a teşekkürler...
Kendime ayırabileceğim çok vaktim olunca ben de acaba çizim yapabilir miyim diye düşündüm. Hayatım boyunca yaptığım çizimler lisede resim dersinde ne çizdiysem onlardan ibaretti. Arkadaşım Fatma Yardibi iki yıldan fazla süredir Semart'a gidiyor ve çok başarılı yağlı boya tabloları var şu anda. Derken ben de karakalem dersi almaya karar verdim. Güzel şeyler de yaptım sanki, yani ben beğendim. Hatta iki çizimim Aralık ayında Semart Resim sergisinde de sergilendi. Afferin bana :)
Teşekkürler Sema Erdoğan Mesci. Ama aklım color soft'ta kaldı, keşke biraz daha zamanım olsaydı, artık doğumdan sonra...
Yürüyüş yapmak
İlk üç ay bulantılardan ve sıcaktan nefes alamayınca yürüyüşe çok çıkamadım ve Antalya'da yaşamamıza rağmen çok fazla yüzemedim. Ama ben de mevsim de biraz daha normalleşince Ekimden sonra daha rahat yürüyüş yapabildim. Vaktim ve enerjim oldukça ve hava müsade ettikçe - burada yağmurlar çok çılgın yağar, ki burada okullar için yağmur tatili verilir İstanbul'da kar tatili verilirken - yürüyüşlerimi ihmal etmemeye çalıştım.
Yürüyüş yapmak için Düden Park'a yakın olmak büyük şans...
Burası da sitemizin yanında Rauf Denktaş Caddesine kadar giden mini park. Hamileliğim boyunca daha çok burada yürümeyi tercih ettim her 20 dakikada tuvalet molası verebilmek için :)
Burası da sitemizin yanında Rauf Denktaş Caddesine kadar giden mini park. Hamileliğim boyunca daha çok burada yürümeyi tercih ettim her 20 dakikada tuvalet molası verebilmek için :)
Gebe klasiği: yünler
Her ne kadar örebileceğiniz herşeyin hazırı mevcutsa da, belki gebeyken çok vaktimiz olduğundan - çalışmıyorsak- belki bir çift patiğin şirinliğinden tüm annelik hormonlarıyla aşırı derecede etkilenmemizden belki de annelerimizden öyle gördüğümüzden her anne adayı bebeğine birşeyler örmek ister; her ne kadar yünler 90lar modasına ait olsa da. Ben de annemle çıktığım çılgın bir yün alışverişinden üç sarı yünle eve geri döndüm şirin bir battaniye örmek için. Hatta yünler bitmesine rağmen battaniye bitmedi, ipin devamını da koca şehirde bulamayınca annem Edremit'te buldu ve kargo ile gönderdi:) Doğuma çok az kaldı ama battaniye tamamlanmış değil ama bitecek çok yakında...
Pilates
Wednesday, 11 February 2015
Yogaa
23. hafta - Antalya Yoga'ya gitmeden hemen önce. Daha önce keşfedebilseydim beklemezdim 23. haftaya kadar yoga ya gitmek için çünkü 12. haftadan sonra hamile yogası yapmaya başlayabiliyorsunuz. 23. haftadan sonraki 12 hafta boyunca her cumartesi devam ettim. Gebeliğimin son ayında hafta sonlarını eşimle günümüz bölünmeden geçirmek istediğim için yogayı bıraktım. Son haftaya kadar devam edebiliyordum aslında. Hamile yogası nefeslerinizi düzenlemeniz, sırt ve bel ağrılarınızla baş etmeniz, bebeğinizle daha derinden bir iletişim kurabilmeniz, özellikle vajinal doğum yapacaksanız iyi bir esneklik kazanmanız ve doğumdan sonra kendinize daha çabuk gelebilmeniz için tam biçilmiş kaftan. Eğitmenlerimiz Nurgül Lazenby ve Duygu Uygeç çok sakin insanlar ve sizi çok iyi hissettiriyorlar. Doğumdan sonra da devam edebilmeyi istiyorum, tabi oğlumuzdan bana kendime ayırmak için ne kadar zaman kalacağına bağlı.
Gamze teyzesi
English Home'da kendimi kaybettim
Daha bebeğin karyolasını almadan nevresim takımlarının arasında kendini kaybeden nadir anne adaylarından olmalıyım. Evet daha önce bebek alışverişi konusunda "neredeyse kendimi çok kaybetmedim" demiştim, işte burada kaybettim. Ben alışverişimden çok mutlu ayrılmıştım mağazadan ama meğerse bebek yatak ölçüleri, yorgan kılıfı, çarşaf ve yastık ölçüleri bin çeşitmiş. English Home'da çarşaf ölçüsü 70*140. Yatağı da ona göre alman gerek yoksa 80*140 bir yatak alırsan çarşaf dolayısıyla biçimsiz olacak. Biraz mükemmelliyetçi isenin benim gibi çok can sıkıcı bir durum bu. Her markanın ölçüsü farklı. İster istemez hangi markadan alırsan o markadan almak zorunda bırakıyorlar seni. Neyseki karyolası tam nevresimleri ölçüsünde oldu da, kocaman bir kriz atlatılmış oldu. Karyolayı alana kadar evde benim yüzümden geçirdiğimiz buhranlardan hiç bahsetmeyeyim:)
Ve alışveriş başlar
Eşimin çıktığı iş seyahatlerine sonunda ben de katılabildim çalışıyor olmadığım için. Bunlar da oğlumuzun ilk kıyafetleri Frankurt H&M'den. Bebek alışverişi konusunda bu kadar soğukkanlı davranabildiğim için kutluyorum kendimi. Neredeyse hiç kaybetmedim kendimi bebek alışverişi konusunda. Neden neredeyse olduğunu da yazacağım daha sonra.
Tekstil alışverişi pek de kolay iş değilmiş aslında. Kumaşın boyasının zararlı olmaması gerek ve pamuğunun kaliteli olması ve mümkünse organik olması gerek. Yenidoğan için LC-Waikiki hiç tavsiye edilmiyor mesela. Zara kids için de durum aynı. Daha çok tavsiye edilenler Marks&Spencer, Mothercare, Chicco ve United Colors of Benetton. H&M'de de organik pamuk etiketli ürünler tercih edilebilir.
Tombikleşmeden hemen önce
Burada 15 haftalık hamileyim, karnım azıcık belirginleşmeye başladı ama hala kıyafetlerimden fark edilmiyor. Bu fotoğrafı çok tombik bir hamile olacağımı düşünerek facebookta paylaşmıştım, şu anda 36 haftalık hamileyim yine de korktuğum bir tombikliğim olmadı neyseki...
İlk haber
Oğlumuzun varlığını 30 Haziran 2014'te öğrendik. O gün sabah gebelik testi yapmıştım ben, ikinci çizgi biraz silik çıkmıştı ve gebe olmadığımı düşünmüştüm çünkü gebe kalmak için denediğim ovulasyon testleri beni yanıltmıştı. Ovulasyon testlerini deneyenler bilirler: her iki çizginin de net olması gerekir. Ablamla telefonda konuşurken, whatsapptan testin fotoğrafını istedi benden ve gebe olduğumu söyledi. Tecrübe tabi :) Eşim işten geldiğinde hemen yanıbaşımızdaki hastaneye gebelik testi yaptırmak için gittik. Bir saat sonra da üç haftalık gebe olduğumu öğrendik. Eşimin tepkisi tam olarak bilim adamı edasındaydı. Ben o kadar heyecanlıydım ki! O "Bir dur bakalım, önce keseyi görelim, belki de büyümeye devam etmez." dedi. Hamile kalma, aşılama ve tüp bebekle ilgili tatsız tecrübeleri olan arkadaşlarından dolayı bu kadar temkinli davranıyordu, anlıyordum onu ama yine de Türk filmlerindeki baba adaylarının coşkulu tepkisini beklemiyor değil insan :)
Tam da çalıştığım okuldan tüm ilişiğimi kestiğim gün hamile olduğumu öğrenmek müthiş haberdi. Artık bebek sahibi olmayı planladığımız için işten ayrılmak istediğimi ve gebelik süresince de çalışıyor olmak istemediğime okulu nihayet ikna etmiştim ve işte planımız işliyordu. Bulantılar ve kusmalar gibi gebelikle ilgili tatsız durumlarla boğuşurken günde 9 saat ders vermek istemedim. Belki de çalışmıyor olduğum için tüm gebeliğim sorunsuz ve eğlenceli geçti. Gebe olup çalışmama lüksüne sahip olduğum için çok şanslıyım.
Yukardaki ilk fotoğrafta 12 haftalık gebeyim, daha karnım belirlemeye başlamamıştı. Henüz gardrobumdaki kıyafetlerimle mutluydum ve daha Daisy Mom'ı keşfetmemiştim. Hemen altındaki fotoğrafta bebeğimiz de 12 haftalık. Biz bu fotoğrafa bayılıyoruz. Çok şirin değil mi?
Subscribe to:
Posts (Atom)













